18 Ekim 2009 Pazar

Beat It Istanbul Haydarpaşa Garı

Bugün Haydarpaşa Garı'nda, Micheal Jackson Tribute'ların İstanbul ayağı gerçekleşti.

Daha önce bu etkinlik İstiklal Caddesi'nde de yapılmıştı.. Çok büyük bir hevesle Haydarpaşa Garı'na doğru evden çıktım.. İlk kötü süpriz Kadıköy'de miting olduğu için, yolların kapalı olmasından kaynaklanan trafikti.. Koşa koşa gittim gara.. Oh başlamamışlardı.


Arkadaşım Deniz Oktar'ı gördüm ilk, sonra da Ezgi Ceren ile karşılaştık. İki muhabbet sohbet derken.. Hop birden bire çok az volüm ile "müzik" geldi.. İnsanlar bir anda toplanıp dans etmeye başladılar... Ama beklendiği gibi olmadı. Zira:

1) Haydarpaşa garının peronlarına doğru yürüdüler, o kalabalık dar peronlara sığmadı. Enine doğru dans etmelilerdi bence.
2) Müzik neredeyse hiç duyulmadı bile.. Taksim videosunu aşağıda paylaşıcam, bu sesten eser yoktu.
3) Türk insanı dans edemez. Sanki bunu bilmiyorlarmış gibi, 3 saatlik çalışma ile bir şeyler yapmaya çalışanlar vardı. Olmadı, ritm'i kaçırdılar falan..
4) 2 tane "Michael Jackson" vardı ve zannedersem organizasyondan sorumlular.. Sonra olay bitince gördük ki, bir tanesi sinire kesmişti, sanırım kavga etmişler. Bu da organizasyonun ne denli "profesyonel" olduğunu gösteriyor.
5) Biz Kadıköy'den ayrılırken hala, "boğada bi daha mı yapsak, iskelede mi yapsak" diye tartısıyorlardı. Belirsizlikten dolayı bıraktık geldik..

Umarım Akmerkez'de 24 Ekim'de yapacakları dans bu kadar "Fail" olmaz. http://www.beat-it-istanbul.com/?p=37 Etkinlik linki burada. Burada da Facebook Event linki var: http://www.facebook.com/event.php?eid=156995376432

Sizlere Taksim'deki dans ve orjinal video klip ile veda edeyim :)

B.





~o~


15 Ekim 2009 Perşembe

Bienale doğru

Haftaya cuma günü, bianeli sevgili sosyolog kuzenim Demet ile beraber geziyor olacağım.. Kendisi bir ön gezi yaptı ve benimle gezeceği gün için bana rehberlik yapmak üzere "dersini çalışıyor" şu anda.

Size mükemmel bir yazı ile gelmeyi planlıyorum, gözünüz bizde olsun :)
B.

Düzeltme: Biz, likemind ve likenight'ı hesaba katmadığımız için, ertelemek zorunda kaldık :) Bu cuma inşallah gidiyoruz!

12 Ekim 2009 Pazartesi

Sizin için denedim!


Aslında yalan. Tamamen kendim için denedim ama sizinle de paylaşmak istedim. Finlandiya'da mutlaka Ren Geyiği yemelisin dediler. Otelin yakınlarında bir restoran bulduk. Lappi Ravintola. Dışarıdan bakıldığında minicik bir yere benziyor. Tamam çok kocaman değil ama yine de kapıdan içeri girer girmez ben nereye geldim diyorsunuz. Höydörö höydörö içeri dalarkeeeeen hello dedi bir ses. O an tahtaya beyaz tebeşirle yazılmış yazıyı gördüm. Masa için bekleyiniz. Adam o sırada ne istiyorsunuz tarzı birşey dedi. Ren Geyiği yemek için geldik dedik. Kocaman bir defter çıkardı ve boş masa olup olmadığına bakmaya başladı. Beni izleyin dedi sonra. Peşinden gittik. Nerden geldiniz dedi, Türkiye dedik. Kitaplık gibi birşey baktı baktıııı... Menü listesiymiş o. Daha doğrusu dillere göre menülermiş. Türkçe yok tabii. İngilizce menü versek olur mu dedi. Tamam dedik ve geçtik yerimize. Sanki bir dağ evindeydik. Her taraf ahşap, odun... Çok fazla anlatmayacağım, mekanın linkini ekliyorum zaten. Tam olarak yediğimiz şey buydu: "ORIGINAL SAUTÉED REINDEER Served on mashed potatoes with lingonberries." Yanında ekmek de istedik. İnce hamurdan yapılmış malzemesiz pizzalar geldi. Yağlı ve sıcaktı. Tadı da fena değildi. Şarap da aldık. Onun adını hatırlamıyorum ama çok güzel bir ortamda çok güzel bir akşam yemeği yedik. Siteden 2 görsel seçtim, biri yediğimiz yemek. Diğeri de mekan...
http://www.lappires.com/index.html

Bodom! Lake Bodom!

Finlandiya'ya gelindiğinde görülmeden gidilmemesi gereken bir yer var. Bodom Gölü. Children of Bodom sağolsun, ezberletti bize bu yeri. Her zamanki gibi zor bulduk gölü. Sondan başladım yine. Espoo'ya trenle gittik. Yolda lapa lapa kar yağmaya başladı. Biraz erkenmiş kar yağması için. Espoo'ya geldik. 86 numaralı otobüse binmemiz lazım ama durağı bulamadık bir türlü. Kime sorsak ürkek ürkek bakıyordu. Zar zor bulduk ve yola koyulduk. Şoföre haritada inmek istediğimiz yeri gösterdik. Gelin görün ki adam bizi dağ başında bir yerde indirdi. Müze dediğimizi sanmış meğersem. Öylece kalıverdik yolun ortasında elimizde haritalarla. Dönüş yoluna düşelim dedik. Birkaç durak geri gitmemiz lazım ama yol o kadar boş o kadar sapa ki... Yaklaşık 20 dakika ne bir araba ne bir otobüs geçti. Neyse birkaç denemeden sonra bulduk gölü. Hemen birkaç fotoğraf çektik. Hemen dönmek istiyorduk çünkü epey üşümüştük. Göle de o kadar yaklaşmışız ki, hava uygun olsa girip yüzeceğiz...
Yola çıkıp otobüs beklemeye başladık yine. Ben yerimde duramıyordum artık. Zıp zıp zıplamaya başlamıştım. Bir yandan da sabah hazırladığım yiyeceği tırtıklıyordum. Burnum kıpkırmızı, parmaklarım donmuş... Harika bir deneyimdi gerçekten de. Ha unutmadan, Bodom Gölü hakkında yaşananları bilmeyenler için: http://murderunsolved.com/murder-unsolved/lake-bodom-murders-unsolved-in-finland
Ayrıca bu da benden olsun... Children of Bodom - Lake Bodom http://www.youtube.com/watch?v=i9NdhSbtTDc

11 Ekim 2009 Pazar

HeLLsinki!!!

Kendimi bildim bileli Finlandiya'yı görmek istemişimdir. En büyük nedeni de gothic metal grupları. To/Die/For olsun, Charon olsun, Entwine olsun... Bu sene hayalimi gerçekleştirebildim. 2 gündür Finlandiya'dayım. Helsinki'de kalıyorum. İlk günüm kaybolmakla geçti. Havaalanından dışarı adımımı atar atmaz söylediğim ilk şey "Aaaa KIŞ" oldu. Başlardan birşey hissetmedim. Şehir merkezine giden otobüsü kolayca bulduk. Merkeze gelip oteli aramaya başladığımızda hissettim soğuğu. Çantadan palto çıktı önce. Kesmedi. Şal da çıktı. O da kesmedi, bereyi de taktım. Hava 3-5 derece falandı sanırım. 25 derecelik İstanbul'dan sonra dondum haliyle. Neyse otel merkezde olduğu için kolay bulduk, eşyaları bıraktık ve dışarı çıktık hemen. Ellerimizde harita, bende o meşhur ağır fotoğraf makinem... Biz turistiz diye bağırıyoruz ama herkes Fince konuşuyor bizle. İstanbul'dayken birkaç rock/metal shop aramıştık. Onların adreslerini bulalım derken kaybolduk. Denizi görelim dedik sonra. Madem bulamıyoruz... Gitmeye çalıştık bir yerlere ama beceremedik. Kabiliyetsiz miyiz neyiz anlamadım. Yolda market bulduk bir tane. E hadi içelim o zaman dedik. Aldık biralarımızı sokakta bir banka oturduk. Sağımızdan solumuzdan koşan sportif insanları izledik. O doğada ben de koşardım tabii. Hava serin ama güzel, sokaklar tertemiz. İnsanın koşası geliyor tabii...
Boş boş dolandıktan sonra merkeze geri döndük. Benim halim kalmamış zaten. Bar bulduk bir tane otelin karşısında. 1-2 bira daha içtik. Ayağımda 2 kiloluk botlar, sırtımda çanta, elimde 1,5 kiloluk makine... Canım çıkmış bütün gün yürümekten. Yol yorgunluğu da var. Barda esneyip durdum. Otele gitmeye karar verdik biraz dinlenmek için. 12'den sonra tekrar çıkacaktık sözde ama uyuyakalmışız. İyi de oldu kendime geldim. 11'de uyanabildik anca. Kahvaltı edildi, merkeze inip kahve içildi veeeee Espoo ve Lahti'ye gitmek üzere yola çıkıldı. Lahti uzak önce oraya gidelim dedik. 1 saatlik yolculuk sonrası Lahti'deydik. Ama bugün pazar! Her yer kapalı. 1-2 saat dolanıp geri döndük. Espoo da yalan oldu. Aslında gidilirdi ama hava kararırdı. Bizim oraya gitme amacımız Lake Bodom'u görmek. O yüzden başka bir güne erteledik. Otele gelip netten birkaç yer baktık ve tekrar dışarı attık kendimizi. Başka barları deneyelim dedik. İlk gittiğimiz yer "Boot Hill" mekan olarak güzel bir yerdi ama çalan müzikler biraz hafif kaçtı. Sonra Dante's diye bir yere geçtik. Merdivenlerden inerken Entwine duydum. Tamam dedim burası iyidir. :) Sipariş vermeye gittiğimde barda oturan (muhtemelen merkanda çalışanların tanıdığı) Finli bir genç İngilizce konuşmaya başladı. Biraz muhabbet ettikten sonra yerime geçtim. Sonra aklıma 2005 yılında To/Die/For elemanlarının konser öncesi benle oynadıkları oyun geldi aklıma. Yanlarına gittim, kurban seçtim kendime bir tane ve oyuna başladık. 3 tane Fince kelime söylemerini istedim. Duyduğum kadarını yazacaktım. Barmen ve diğerlerinin de hoşuna gitti oyun ve neler yazacağımı merakla izlediler. 1 tanesini tutturabildim sadece. O kelimeleri ve doğrularını de buraya yazarım ama saat şu an 04.36 ve o defteri bulmak zor olur. Neyse sıra bana geldi. Ben kelimeleri söyleyecekken hangi dilde olacaklarını sordular. Türkçe diyince kaçıştılar. İlk olarak öğrenci dedim. Bilemedi tabii ki, sonra şeker dedim, onu da bilemedi. Sonuncusu kolay olacak dedim. Gazete dedim casette yazdı bu sefer. Yani yendim! :D Ha unutmadan Finlandiya'da en sevdiğim Finlandiyalı grubu barda dinlemeliyim dedim. Barmenden rica ettim, To/Die/For çaldı benim için. Hem de 4-5 şarkı. :) Neşem yerine geldi iyice. Bugünü de böyle kapattım. Yarın Espoo var. Lake Bodom! Bekle beni!!!